Skip to main content

Gönderen Konu: İslam Devletleri

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

S
  • *
  • Yeni Üye
  • İleti: 448
  • Cinsiyet: Bay
  • Harca(ya)madığım zamanları buldum zaman içinde
İslam Devletleri
OP: Ekim 11, 2008, 04:48:03 ÖS
EMEVÎLER  (Hicrî:41-132; M.662-750)    

               
Dört Büyük Halîfe'den sonra ve Abbâsilerden önce müslümanları idâre eden İslam halîfeleri Emevîlerdir.

                Dört halîfe devrinden ve Hz.Ali'nin oğlu Hz.Hasan'ın altı aylık hilâfetinden sonra Hz.Muâviye (R.A.) halîfe oldu (Hicri 41). O'ndan sonraki halîfeler Beni Ümeyye soyundan geldiği için bu İslam devletine, Emevî Devleti denildi. Bu devlet zamanında, 14 halîfe gelip geçti.

                Hz.Muâviye (R.A.), Eshâbı Kirâm'ın büyüklerinden olup Peygamber Efendimiz'in kayınbirâderi ve aynı zamanda vahiy kâtibi idi. Hz.Muâviye zamanında iç huzursuzluklar giderildi. İslam orduları fetihlerine devam etti ve Sicistan, Afganistan ve Semerkand'ı fethetti. M.671 senesinde Kûfe ve Basra'dan 50.000 kişi, Merv başta olmak üzere Herat, Tus, Nişâbur ve Belh şehirlerine yerleştirildi. Böylece Türkistan'a karşı girişilecek fetihlerde de baş rolü oynayacak olan Horasan vilâyeti kuruldu.

                Diğer yandan Anadolu üzerine seferler düzenlendi. İslam orduları Erzurum'u ele geçirip İstanbul'u kuşattı. Doğuda ise Mâverâünnehir'e ve Hindistan'a ulaşıldı. Hicrî 50 (M.669-670) senesinde, Hz.Muaviye (R.A)'ın oğlu Yezid kumandasındaki bir ordu tarafından, İstanbul yaz boyunca muhâsara altına alındı. Kış mevsiminin yaklaşması üzerine kuşatma kaldırılarak bir antlaşma yapılıp Suriye'ye dönüldü.

                Bu sefer esnâsında, Peygamber Efendimiz'in Medîne'ye ilk gelişinde, evinde müsâfir olduğu Hz.Hâlid ibn-i Zeyd Ebâ Eyyûb'el Ensârî de şehîd oldu ve surların dibine defnedildi. Bu sahâbi, Hz.Peygamberimizin bütün harplerine katılarak O'nun bayraktarlığını yapmıştı. İstanbul'un fethinden sonra Fâtih Sultan Mehmed Han'ın hocası ve üstâdı Akşemseddin Hazretleri tarafından mezârı keşif sureti ile bulunarak, yanına bir câmi ve türbe yaptırıldı.

                Hz.Muâviye zamanında donanmaya da büyük önem verildi. Akdeniz'e açılan Emevî donanması Girit, Sicilya, Kıbrıs ve Rodos adalarını zaptetti. Ayrıca Kuzey Afrika fethedildi. İçteki isyanlar ve haricî fitnesi def'edilip ortadan kaldırıldı.

                Emevî devleti Sokdiyâna'dan Cezâyir'e kadar uzanan huzurlu bir devlet hâlinde iken, Hz.Muâviye vefât etti. Vefâtından sonra yerine oğlu Yezîd geçti. Yezîd babasının halîfeliği sırasında iki def'a hac emirliği ve Bizans'a karşı yapılan gazâlarda kumandanlık yapmıştı. Hz.Muâviye (R.A.), oğlu Yezîd'i kendisine velîaht tâyin etmişti.

                Yezid zamanında, Hz.Hüseyin (R.A.)'ın Kerbelâ'da şehîd edilmesi [4] ve Abdullah ibn-i Zübeyr (R.A.)'ın Mekke'de halîfeliğini îlân etmesi, iç mes'elelerin en önemlilerindendir. Buna rağmen Yezîd'in dört senelik saltanatında İslam orduları, Buhârâ ve Harezm'i fethettiler. Yezid tarafından kumandanlığa ta'yin edilen Ukbe bin-i Nâfi, Kuzey Afrika'nın tamâmını fethederek önüne Atlas Okyanusu çıkınca atını denize sürüp "Allâhım! önüme şu uçsuz bucaksız deniz çıkmasaydı senin ismini daha ötelere götürürdüm." demiştir.

                Yezîd'in vefâtından sonra yerine oğlu II.Muâviye geçti. Fakat aynı sene vefât etti. Sonra yerine Mervan ibn-i Hakem seçildi. Daha sonra yerine oğlu Abdülmelik geçti. Abdülmelik, Emevî iktidarını bütün İslam âlemine kabul ettirmede kendisine iki yardımcı buldu. Bunlardan biri Mühellep diğeri ise Haccâc ibn-i Yûsuf'dur.

                Haccac, önce devlet içinde başgösteren isyanları bastırdı. Türkistan ve Sind sınırlarına gönderdiği ordular, yeni fetihlerle Hind topraklarına dayandı. Türkeş (Türgiş) devletine bağlı Rudbil beyliği, Emevîlere boyun eğdi. Bu, Türklerin İslâmlaşması hakkında ilk hamle oldu. Haccaac, buradaki Türklerden bir kısmını Basra ve Kûfe taraflarına yerleştirdi.

                Hicrî 75 (M.694) senesinde Haccâc, Hicaz ve Irak vâlisi oldu. Haricîleri arka arkaya vurduğu darbelerle kahreden Haccac, büyük bir üne kavuştu. Hâricîlerin belli başlı reislerini öldürdü. Böylece Ehli Sünnet'e büyük hizmeti oldu. Arap olmayan milletlerin müslüman olmaları ve dillerinin başka olması, Kur'ân-ı Kerîm'e nokta ve hareke konması ihtiyacını hissettirdi. Haccac, Hicrî 95 senesinde İslam âlimlerinden Ebül Esved ed Düelî'ye, Kur'ân-ı Kerîm'in yanlış okunmasını önleyecek ilk nokta ve işâretleri mushaflara koydurttu.

                Haccâc, güzel konuşur, nükteli sözleri severdi. Hutbeleri Arap Edebiyâtının şâheserleri arasında yer aldı.

                Abdülmelik'ten sonra oğlu Velîd halîfe oldu. Bilâhere Velîd'in kardeşi Süleyman halîfe oldu. Bunun zamanında, Kaşgar ve Pencap İslam orduları tarafından fethedildi. İstanbul ikinci defa kuşatıldı. Peygamber Efendimiz'in kabri şerîfi ve mescidi yeniden yapıldı. Şam da Emevî câmii inşaa edildi.

                Daha sonra İkinci Ömer diye anılan Ömer ibn-i Abdülaziz halîfe oldu. Bu zât çok âdildi ve halk tarafından çok sevilirdi. Zamanında hadîsi şerifler tedvîn edilip, tasnifine başlandı. Haraç ve cizye vergileri belli esaslara bağlandı. 41 yaşında iken kölesi tarafından zehirlendi. Yerine Yezîd ibn-i Abdülmelik geçti. Gerek Yezîd ibn-i Abdülmelik ve gerekse kendinden sonra halîfe olan Hişam ibn-i Abdülmelik devirleri, Emevîlerin en parlak zamanlarını teşkil eder. Bu devirde Türkler, akın akın gelerek müslümanlıkla şereflendiler.

                Son Emevî Halîfesi Mervan zamanında çıkan karışıklıklar, devletin gücünü sarstı. Bu arada Eb'ul Abbas Irak'ta halîfeliğini îlân etti. Mervan, Eb'ul Abbas ile yaptığı mücâdelede öldürülünce Emevî devleti yıkılarak yerine Abbâsi devleti kuruldu.
  • IP logged
« Son Düzenleme: Ekim 11, 2008, 04:52:48 ÖS Gönderen: mirac »

S
  • *
  • Yeni Üye
  • İleti: 448
  • Cinsiyet: Bay
  • Harca(ya)madığım zamanları buldum zaman içinde
İslam Devletleri
#1: Ekim 11, 2008, 04:48:48 ÖS
ENDÜLÜS EMEVÎ DEVLETİ         (Hicrî:138-422; M.756-1031)     
             


Emevi halîfesi I.Velid zamanında Ceziret-ül Hadrâ (Yeşil Ada) denilen Endülüs'ün (bugünkü İspanya'nın) fethi için Târık bin Ziyad komutan ta'yin edildi. Târık bin Ziyad, Akdeniz'i Atlas Okyanus'una bağlayan boğazdan [5] gemilerle geçerek Buhayra denilen yerde Vizigot Kralı Rodrig'le karşılaştı. Burada Târık bin Ziyad, askerlerine şöyle bir hitâbede bulundu:

                "Askerlerim! Görüyorsunuz ki, arkanızda deniz, önünüzde düşmanlar var ve kaçacak hiç bir yeriniz yok. Vallâhi sabır ve sebattan başka yapacağınız hiç bir şey de yok... En ucuz malın can olduğu bu pazara sadece sizi sürmüyor, bil'akis önce kendi canımdan başlıyorum. Canınızı düşünerek benden yüz çevirmeyiniz. Siz de benden daha fazla zorluğa katlanmayacaksınız. Sizin payınıza da bana düşenden daha fazlası düşmeyecek. Hepimiz aynı kaderi paylaşıyoruz..."

                Onun bu hitâbesi askerlerinin îmanlarını kuvvetlendirdi, morallerini yükseltti. Neticede sarsılmaz bir îman gayreti içinde Vizigotları yenerek burayı fethetti (M. 711). Daha sonra Emevi devleti M.750'de yıkılıp yerine Abbasi devleti kurulunca Ümeyye oğullarından

Abdurrahman bin Muâviye Endülüs'e kaçarak burada bağımsız Endülüs Emevi Devleti'ni kurdu. Bu devlet de 284 sene hüküm sürdü. Ordu güçlendirildi. Tarım ve sanayi gelişti. Büyük bir ticâret filosu kurularak İstanbul'a kadar ticarî münâsebetler geliştirildi. Bu arada câmiler, yollar, şehir etrafındaki surlar yaptırıldı.   

            Endülüs Emevîleri,

                Endülüs Emevileri, III.Abdurrahman devrinde halîfeliğini îlan ederek siyasi yönden Abbasilerden tamamen ayrılmış, müstakil bir devlet olmuştur. Bu devlet III.Abdurrahman ve bundan sonraki devirlerde siyâsî, iktisâdî ve fikrî üstünlüğün zirvesine ulaştı. Hıristiyan orduları hezîmete uğratılarak, büyük fetihler yapıldı. Endülüs Emevîleri, İslam dînini İspanya'dan Avrupa'ya soktu. Fas, Kurtuba ve Gırnata Üniversitelerini kurup batıya ilim ve fen ışıkları saldı. Hıristiyanlık âlemini uyandırıp, bugünkü müsbet ilerlemenin, birçok ilimlerin ve bilhâssa tıp ve astronomînin temelleri atıldı.

                Böylece dünyâya fen ve teknik, Endülüs müslümanları tarafından yayılmış oldu. Fen ve teknik, Endülüs müslümanlarından Fransa'ya, oradan Almanya'ya, oradan da Amerika'ya intikal etmiştir.

                Endülüs Emevîleri, son zamanlarda İslam ahlâkı ve ehli sünnet îtikadından ayrıldıkları ve taklitçiliğe daldıkları için zayıfladılar. Önceki kazandıkları zaferler artık hayal oldu. Son halîfe III.Hişam vezirlerinin isyanı ile tahttan indirildi, halîfelik kaldırıldı, devletin yönetimi Meşveret Heyeti denen bir meclis tarafından yürütülmeye başlandı. Kısa zaman sonra devlet parçalandı ve yıkıldı. Yerine bir çok küçük devletler kuruldu. Bunlardan en önemlisi ise Ben-i Ahmer devleti idi
  • IP logged
« Son Düzenleme: Ekim 11, 2008, 04:55:40 ÖS Gönderen: mirac »

S
  • *
  • Yeni Üye
  • İleti: 448
  • Cinsiyet: Bay
  • Harca(ya)madığım zamanları buldum zaman içinde
İslam Devletleri
#2: Ekim 11, 2008, 04:49:29 ÖS
  
BEN-İ AHMER DEVLETİ     (Hicrî:631-898; M.1233-1492)   
             


  Endülüs Emevî Devleti yıkıldıktan sonra Endülüs'de Hicrî: 631 (M.1233)'de başkenti Gırnata olan Ben-i Ahmer devleti kuruldu. Bu devlet de Endülüs Emevileri gibi ilim, fen alanında çok ileri gitmiş, devrin en yüksek ilim merkezleri olan şehirler kurmuştur. Bunlardan en önemlisi olan Gırnata şehri El Hamra Sarayı'nda devrinin en büyük kütüphânesini kurmuştur. Bu devlet uzun zaman Hristiyan istilâsına karşı durabilmiş ise de katolik Argonya kralı Ferdinand ile Kastilya kraliçesi İzeballa evlenerek Müslümanlara karşı güç birliği yaptılar. Bunlara karşı koyamayan Endülüs Ben-i Ahmer devletinin son hükümdarı Abdullah-is-Sağîr, Osmanlı hükümdarı II.Bayezid'den yardım istemiş ise de II.Bayezid, Cem Sultan meselesi ve yeterli donanması olmaması sebebiyle bu ülkeye yardım edemedi. Abdullah-is-Sağîr Hristiyan krallarla bir anlaşma yaparak teslim oldu. Akdedilen muâhede ve teslim şartlarına göre Müslümanlara fena muamele edilmeyecek idi. Ancak bu şartlara iki hafta uyuldu. Daha sonra Müslümanlara yapılmadık ezâ ve cefâ kalmadı.

                Cihadı terk ederek, kalleşce vâsıtalarla zevk, sefâ ve saltanat sürmek sevdasına kapılan Endülüs Emevî Devleti'nin son hükümdarı Abdullah-is-Sağîr, memleketini düşmanlara kaptırarak anası ve maiyyetiyle birlikte kaçıp Gırnata'dan uzaklaşırken, son olarak şehri ebediyyen gözden kaybettirecek bir yol dönemecinde, bir virajda arkasına dönüp, yâdellere kaptırdığı şehre bir kere daha bakmak arzusunu da yenemedi. Döndüğü zaman o manzarayı görüyordu ki; batmak üzere olan ikindi güneşinin ışıkları muhteşem şehrin altın yaldızlı kubbelerini, Elhamrâ Sarayı'nın saçaklarını tutuşturmuştu. Terkedilmiş koca mâmûre, ışıkla altının, servetle debdebenin kucaklaşması içinde ufka serilmiş, yatıyordu. Bu câzip ve kendisi hakkında tecelli eden hazîn manzara karşısında Abdullah-is-Sağîr gözyaşlarını tutamadı, hıçkıra hıçkıra ağlamağa başladı.

                Yıllarca oğlunu gaflet uykusundan bir türlü uyandıramamış olan anası, onun bu gözyaşları önünde isyan etti ve nihâyet târihe mâl olup kalan şu meşhur sözünü söyledi: "Ağla utanmaz ağla. Erkekçesine vatanını, dînini, müdâfaa ve muhafaza etmeyenlere, kadınlar gibi ağlamak yaraşır."

                Müslüman memleketlerini işgal eden hıristiyanlar, Haçlı taassubu ile İslam kültür ve medeniyetinin en güzel yerlerinden biri olan Endülüs'ü yakıp yıktılar. Sanat harikası câmileri tahrip ettiler. Beşyüz bin el yazması eser Ferdinant tarafından meydanda yakıldı. Böyle ilim düşmanları târihte pek nâdir görüldü. Hristiyanlık buraya zâlimlik ve barbarlık âfeti olarak girdi. Zâlimlikte ellerinden geleni bırakmadılar. Zamanla Endülüs'ün tamamına hâkim olan hıristiyanlar, kendi dinlerinden olmayan herkesi hıristiyan olmaya zorladılar. Kabul etmeyenleri öldürdüler. İslam kültürüne âit herşey yok edilmeye çalışıldı. Müslüman olduğunu hissettirenler, bir kelime de olsa Arapça kullananlar, şiir söyleyenler, eski âile adlarını taşıyanlar, millî ve dinî kıyafetler giyenler, hatta hamama gidenler bile yakalandıkları gibi kürek cezası, zindan, sürgün ve diri diri yakılmak gibi cezâlara çarptırıldı. Dînî lider Başpiskopos Kiminez, halk arasına hafiyeler saldı. Eşsiz bir hazîne olan kütüphânelerdeki ve evlerdeki kitapları toplatarak bir odun yığını gibi meydanlarda yaktırdı. Bir milyon ciltten fazla eser yakıldı, tahrip edildi. 
   
  • IP logged
« Son Düzenleme: Ekim 11, 2008, 04:58:40 ÖS Gönderen: mirac »

S
  • *
  • Yeni Üye
  • İleti: 448
  • Cinsiyet: Bay
  • Harca(ya)madığım zamanları buldum zaman içinde
İslam Devletleri
#3: Ekim 11, 2008, 04:50:08 ÖS
ABBÂSİLER    (Hicrî:132-922; M.750-1517)   
               


Abbâsiler; Peygamber Efendimiz'in amcası Hz.Abbas (R.A.)'ın neslinden geldikleri için bu isimle şöhret bulmuşlardır. Emevîlerden sonra ortaya çıkan Abbâsî halîfeliği 767 sene devam etmiştir.

                Son Emevî halîfesi Mervan'ın öldürülmesiyle Emevî devleti yıkılmıştı. Bu arada Ebûl Abbas'ın, Irak'ta halîfeliğini îlân etmesiyle Abbâsî devleti kurulmuş oldu. Ebûl Abbas'ın halîfeliği Endülüs hariç bütün İslam ülkelerinde kabul edildi. O'nun zamanında, iç isyanların hepsi bastırıldı.

                Yerine geçen oğlu Mensur, Bağdat şehrini kurup başkent yaptı. Mensur'un vefâtı üzerine yerine oğlu Mehdî geçti. Mehdî dönemi devletin kuvvetlendiği, ticâret emniyetinin sağlandığı, mahkemelerin kurularak adâlet işlerinin müesseseleştirildiği bir dönem oldu. Mehdî ölünce yerine oğlu Hâdî halîfe oldu.

                Halîfe Hâdî'nin M.786 senesinde vefâtı üzerine yerine geçen Hârun Reşid zamanı ise Abbâsîlerin en parlak devri olmuştur. İslam orduları Hindistan'dan Atlas Okyanusu'na, Kafkaslardan Orta Afrika'ya kadar fetihler yapmışlardı. Bu dönemde, İlim ve sanat erbabına her türlü imkan sağlanmış ve Bağdat dünyânın en meşhur şehirlerinden biri olmuştu.

                Bu durum, Avrupalıların dikkatini celbetmiş ve halîfe ile krallar arasında elçiler teâtî edilmiştir. Bir ara Hârun Reşid, Fransa kralı Şarlman'a bir çalar saat hediye etmişti. Saatin kendi kendine çaldığını gören Avrupalılar çok hayret etmişlerdi. Hatta içinde şeytan var diyerek câhilliklerini bile ortaya dökmüşlerdi.

                Hârun Reşid'den sonra gelen halîfeler zamanında, iç karışıklıklar yüzünden devlet idâresi iyice zayıfladı. Kuzey Afrika'da ortaya çıkan şiî Fatımîler, Mısır'da Devlet kurdular. İranlı ve şiî bir hânedan olan Büveyhîler Bağdat'ı işgal ettiler. Bu sırada İran'da güçlü bir devlet kuran Türk Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey, Bağdat'a girerek hilafeti şiî tahakkümünden kurtardı.

                Selçuklulardan sonra Cengiz'in torunlarından Hülâgû, M.1258 senesinde İslam memleketlerine saldırarak Bağdat'ı kuşattı. Çaresiz kalan halîfe Mu'tasım, veziri ibn-i Alkamî'nin tesiriyle teslim oldu. Hülâgû, halîfeyi yanındakilerle birlikte idam ettirdi.

                Dünyâ târihinde en büyük tahribâtı yapan Hülâgû, 400.000'den fazla müslümanı kılıçtan geçirdi. Mescidler ve medreseler yerle bir edildi. Milyonlarca dînî ve ilmî eserler yakılarak Dicle nehrine atıldı. Mezhepsiz ve iki yüzlü olan vezir Alkamî ise o sene zillet içinde öldü.

                Hülâgû'nun zulmünden kaçan 35. Abbâsi Halîfesi Zâhir'in oğullarından Ebu-l Kâsım Ahmed, Mısır'da halîfe tanındı. Nihâyet Yavuz Sultan Selim Hân'ın Mısır'ı fethetmesiyle son Abbasî halîfesi III.Mütevekkil, kendi arzusuyla hilâfeti Yavuz Sultan Selim Hân'a teslim etti (H.922, M.1517).   
  • IP logged
« Son Düzenleme: Ekim 11, 2008, 05:00:51 ÖS Gönderen: mirac »

m
  • *
  • Yeni Üye
  • İleti: 2120
  • Cinsiyet: Bayan
  • * Suskunluğumu En Güzel DUA Kıl Ya RAB ! *
İslam Devletleri
#4: Ekim 11, 2008, 05:05:41 ÖS

okul yıllarıma gitim tekrar.  teşekkürler....

+.......
''Cihadı terk ederek, kalleşce vâsıtalarla zevk, sefâ ve saltanat sürmek sevdasına kapılan Endülüs Emevî Devleti'nin son hükümdarı Abdullah-is-Sağîr, memleketini düşmanlara kaptırarak anası ve maiyyetiyle birlikte kaçıp Gırnata'dan uzaklaşırken, son olarak şehri ebediyyen gözden kaybettirecek bir yol dönemecinde, bir virajda arkasına dönüp, yâdellere kaptırdığı şehre bir kere daha bakmak arzusunu da yenemedi. Döndüğü zaman o manzarayı görüyordu ki; batmak üzere olan ikindi güneşinin ışıkları muhteşem şehrin altın yaldızlı kubbelerini, Elhamrâ Sarayı'nın saçaklarını tutuşturmuştu. Terkedilmiş koca mâmûre, ışıkla altının, servetle debdebenin kucaklaşması içinde ufka serilmiş, yatıyordu. Bu câzip ve kendisi hakkında tecelli eden hazîn manzara karşısında Abdullah-is-Sağîr gözyaşlarını tutamadı, hıçkıra hıçkıra ağlamağa başladı.

                Yıllarca oğlunu gaflet uykusundan bir türlü uyandıramamış olan anası, onun bu gözyaşları önünde isyan etti ve nihâyet târihe mâl olup kalan şu meşhur sözünü söyledi: "Ağla utanmaz ağla. Erkekçesine vatanını, dînini, müdâfaa ve muhafaza etmeyenlere, kadınlar gibi ağlamak yaraşır." ''


en hazinide Ben-i Ahmer Devletinin yıkılışı şekli.....
  • IP logged
« Son Düzenleme: Ekim 11, 2008, 05:06:35 ÖS Gönderen: mirac »

S
  • *
  • Yeni Üye
  • İleti: 448
  • Cinsiyet: Bay
  • Harca(ya)madığım zamanları buldum zaman içinde
İslam Devletleri
#5: Ekim 11, 2008, 05:17:05 ÖS
ben Abbasi devletinin yıkılmasına üzülmüşümdür daima...ilimde zirvede idiler hakikaten zirvedir islam aleminin gelmiş geçmiş en zirve halidir bence..şimdi tırnakları olamıyoruz...elimizdeki eserlerin yazılışı fikirlerinin çıkış tarihleri hep ona rastlar...faydalı olabildiysem ne mutlu
  • IP logged

 
Seo4Smf 2.0 © SmfMod.Com | Smf Destek