Tesettur Forum

FORUM GENEL => Hatıralar => Konuyu başlatan: L@vinya - Ağustos 17, 2008, 06:25:01 ÖS

Başlık: 17 Ağustos Anısına .............9 Yıl
Gönderen: L@vinya - Ağustos 17, 2008, 06:25:01 ÖS
Biliyoruz, birçoğunuz bu yazıyı okuduktan sonra unutup gideceksiniz... Televizyonlarda 17 Ağustos’un acıları bir günlüğüne de olsa tekrar hatırlatılacak ve ertesi gün her şey eskisi gibi olacak. Çünkü insan unutur... Elinden başka bir şey gelmez. Ama o anı yaşayan, evlatlarını kaybeden kadınlar unutmazlar. Bunun içindir ki gözlerinden süzülen yaşların miktarı hiç değişmez.

Küçük bir salonda ağlaya ağlaya gerçekleştirilen aşağıdaki röportajdan çıkan bir ana fikir var: İnsan inanılmaz bir canlı! Altından kalkılamaz, bu yürek dayanmaz denilen bir noktada bile dimdik durabiliyor. Emine Yapıcı, Beynan Taftaoğlu ve Nilgün Karamert’in hikayesini okuduktan sonra bize hak vereceksiniz sanırım...
SERKAN’I KAYBETMİŞTİM

17 Ağustos’ta, kimsenin kimseye uzun bir süre yardım edemediği bir gece yaşandı. Gölcük’te bütün evler yerle bir olmuştu. Binlerce ev, binlerce insana mezar oldu. Betonların altında kalanlar saatlerce kurtarılmayı bekledi. Göçük altında kalan Emine Yapıcı 13 saat boyunca oğlunun canlı olarak kurtarılması için dua etti. Oysa ne güzeldi bir gün öncesi. Oğlu astsubaylık sınavlarına girecekti. Sabah erken uyanacağı için akşamdan tıraşını olmuştu. Gece yarısını çoktan geçmişti saat. Evleri sallanmaya başladı. Emine Yapıcı üç adım atmamıştı ki binanı yıkıntıları arasında kaldı. Üzerlerindeki beş katın altında kaldılar. Sanki yok olmuştu Gölcük. O sırada bile sadece kendi evlerinin yıkıldığını düşündü Yapıcı. Birazdan gelecekler ve 19 yaşındaki oğlu Serkan’ı da kurtaracaklardı. Ama öyle olmadı...

Göçük altında, havanın yavaş yavaş tükendiği, tamamen çaresiz kalındığı bir durumda ne düşünür insan? Emine Yapıcı yanıt veriyor: ‘O sırada enkazın altında ölmek istiyorsunuz, ölemiyorsunuz. O kadar kötü ki orada yaşamak. O enkazların altında kimse hemen ölmedi aslında. Herkes saatlerce acı çekerek öldü. İşte orada olduğunuzda ölmek istiyorsun ölemiyorsun. Çocuğun ölsün veya kurtulsun diyorsun ama çaresizsin. Nefesinin tükendiğini hissediyorsun. Öleyim diye gözünüzü kapatıyorsunuz ölemiyorsunuz. Allah’a yalvarıyordum oğlumu ya öldür ya kurtar diye. Yapabileceğiniz hiçbir şey olmuyor...’

Göçük altında oğluyla sürekli konuşuyordu Yapıcı. Serkan ona ‘Anne hakkını helal et, bizi buradan kurtaramayacaklar galiba’ demişti. Aradan 12 saat geçti. Serkan’ı enkazdan yaralı olarak çıkardılar. 16 saat sonra da Emine Yapıcı yaralı olarak çıktı. Serkan Gölcük Askeri Hastanesi’ne götürüldüğünü öğrenen annesi, ‘Beni de oğlumun yanına götürün, orada tedavi edin’ dedi. Öyle yaptılar. Hastaneye gittiğinde çevresindekilere oğlunun nerede olduğunu sordu. Bu kez GATA’ya götürüldüğünü öğrendi. Yine onun yanında olmak istediğini söyledi. Ayağı ezilmişti, her yerinde kırıklar vardı. Canıyla uğraşırken Serkan’ı o arada kaybetmişti işte...

KAPIMI HİÇ KİLİTLEMEDİM

Emine Yapıcı, hastaneden çıktığında depremin üzerinden sekiz ay geçmişti. Üç buçuk yıl boyunca Türkiye’nin her yerinde oğlunu aramaya başladı. Yoktu. Emniyet birçok kez telefon ediyor, ‘Şüpheli birinin cesedi var, oğlunuz olabilir’ diyordu. ‘Acaba oğlum mu?’ diyordu. Gidiyordu. Biri çıkıyor. Bir yerde ‘Serkan’a benzeyen birini gördüm’ diyordu. Koşuyordu, günlerce izini kovalıyordu. Girmediği yer kalmadı. Morgların koridorlarında geçiyordu günler... Türkiye kazan anne kepçe oldu. Ama oğlu yoktu.

Belki Serkan gelir diye kapısını hiç kilitlemedi depremden sonra. Telefonu kulağının dibine bırakıyordu, belki bir yerlerden haber gelir diye. Kimsesizler mezarlığında olabilir diye mahkemeye başvurdu. Elbette oğlu çıkmayacaktı ama insan çaresiz kaldığında her şeyi yapabilirdi. Bu gibi zamanlarda her şey akla geliyordu. ‘Sanki depremi sen yapmışın, çocuğunu sen kaybetmişsin gibi önüne o kadar çok engel çıkıyor ki bu ülkede... Ben depremi yaşamışım ama dosya parası, mahkeme parası, mezarların açılma parası derken belim iyice büküldü. Ama sürekli istiyorlar. Bulmak için her şeyi göğüsledim. Çünkü o mezarların açılmasını istiyordum. Üç buçuk yıl sonra mezarlar açıldı nihayet. Türkiye’de ilk kez toplu bir mezar açılacaktı.’

Saraylı’da 17 Ağustos Mezarlığı’nı açtılar. Görevliler mezarları açarken içinden ‘Oğlum asla buradan çıkmaz’ diyordu. Çünkü oğlunun öldüğünü bile düşünmüyordu. Son mezara kadar çok şükür çıkmıyor diyordu. Son mezar açıldığında ortada garip bir hareketlenme oldu. Ondan Serkan hakkında bilgiler alınmıştı. Üzerinde şort vardı, künyesi boynundaydı... İşte bu bilgileri vermişti onlara. Son çıkan ceset apar topar ambulansa konuldu. Emine Hanım’a ufak bir çocuk cesedi olduğunu söylediler. Ama o Serkan’dı!

BEN NASIL ÇILDIRMADIM?

Kemik testi yapılması gerektiğini belirtti yetkililer. Kemik testinden sonra DNA testi için dokular İstanbul’a götürülecekti. Bir işleme altı ay sonrasına gün verildiği için süreci hızlandırmak istedi. Oğlunun dokularını alıp İstanbul’a gitti. ‘Bazen yaşadıklarımın ne kadar feci olduğunu düşünüyorum, nasıl çıldırmadığımı’ diyor anne. Oğlunun parçalarını bir kavanozun içinde taşımanın acısından bahsediyor... Bir annenin bunu nasıl kaldırabileceğini... Sonra ağlıyor. Bütün işlemleri bitince ve kimsesizler mezarlığında bulunan naaşın Serkan’a ait olduğunu öğrenince üzerinde oğlunun isminin yazıldığı yeni bir mezar yaptırdı.

Serkan o gece kasığından yaralanmıştı. Morlukları vardı ama dışarıdan kemiğinin kırıldığı belli olmuyordu. O karmaşa içinde doktorlar hafif yaralananları bir köşeye çekiyordu, ağır hastalara öncelik veriliyordu. Hemşirelere ‘Annemi çıkarın’ diyen Serkan’ın durumu tam olarak belirlenemediği için hafif yaralananların yanına konuldu. İç kanama geçiriyordu. Sonrası muamma... Nasıl kaybolduğu, nasıl kimsesizler mezarlığına gömüldüğü de...

Emine Yapıcı oğlunu tekrar mezara koyduktan sonra hayata karşı bütün umudunu yitirmişti. O ana kadar oğlu için yaşıyordu... Sonra arkadaşları onu ayakta tutmaya başladı. Depremden sonra çevresindeki engelli sayısının fazlalılığı dikkatini çekti. Sonrasını o anlatsın...

YARDIM EDEREK DAYANABİLDİM

‘Etrafımızdaki engellilerin kimsesiz kaldığını gördüm. Gölcük’teki depremden sonra engelli olan bir sürü insan artık evinden dışarı çıkmıyordu. Ben onları ikna etmeye başladım. Onlar için bir dernek kurduk. Saraylı’dan İzmit’e gidemiyordu insanlar. Şimdi onların evdeki hizmetlerinden, hastane sorunlarına kadar tüm sorunlarıyla ilgileniyorum. Engellileri sosyal hayata katmaya çalışıyoruz. Kurslara gönderiyoruz, dil eğitimi, aksesuvar, takı, bilgisayar kurslarına gönderiyoruz. Ben de en azından onlara verdiğim her hizmet, onların mutlu olduğunu görmek beni hayata bağlıyor. Yoksa hayata bağlanmazdım. Bir engellinin tekerlekli sandalye problemini çözüyorsam mutlu oluyorum. Kendi acımı, yaşadıklarımı unutuyorum.’


Geceleri kendimle konuşurum


EMİNE Yapıcı depremden sonra derdini kimselerle paylaşmadığını anlatıyor: ‘En yakın arkadaşlarımla bile 17 Ağustos’u konuşmam. Gece konuşurum ben. Kendi başıma. Dışarıda benim yanımda konuşanlara bile tepki gösteriyordum. Hala sabahın dördü oluncaya kadar yatamıyorum. Uzun bir süre prefabrik evde yaşıyordum. Şimdi üç katlı bir binaya taşındım. Yüksek katlı binalara hala giremiyorum. Evlerimiz komşumuzla karşılıklıydı. Onların da oğluma benzeyen, çok samimi olduğu bir çocukları vardı. Hala Özgür’ü yolda görsem yüzüne bakamıyorum. Oğlum aklıma geliyor ona bakarken. Özgür’ü çok sevmeme rağmen onunla konuşamıyorum işte. Kızım üzüntüden şeker hastası oldu. O daha fazla üzülmesin diye, şekeri yükselmesin diye yanında gözümden yaş akıtmamaya çalışıyorum. Ama gece olduğunda gözyaşlarımı tutamıyorum.’
Başlık: 17 ağustos anısına .............9 yıl
Gönderen: L@vinya - Ağustos 17, 2008, 06:26:35 ÖS
Kızım Gözde ölmesin


38 yaşındaki Nilgün Karamert göçük altından 12 saat sonra çıktı. Hayatının en büyük serüveni de o zaman başladı zaten. Çünkü o tam dokuz yıldır kızı Gözde’yi arıyor.

Gözde deprem zamanında 6 yaşındaydı. Nilgün Karamert askeri hastaneye kaldırıldığında kendinde değildi. Oradan İstanbul’a sevk edildi. 15 gün sonra hastaneden çıktıktan sonra bütün kriz masalarına kayıp kızının fotoğraflarını dağıttı. Çevreye asılan bu fotoğrafları gören biri Gözde’yi gördüğünü anlattı. Onun anlatımlarına göre depremden sonra o da hastaneye kaldırılmıştı. Gözde’yi gören kişi başka bir servise götürüldüğü için küçük kızın akıbeti bilinmiyordu. O hengamede Gözde kayboldu.

Depremin birinci yılında Gözde’nin kayıp olduğundan habersiz bir komşusunun kızı Gözde’yi görmüştü. ‘Gözde sen misin?’ diye sormuş. O da ‘Evet’ demişti. İkinci sorunun yanıtını verememişti çünkü yanındaki bir kadın ve erkek onu kolundan çekip arabaya koymuştu. Komşularının kızı, yanındakileri Gözde’nin akrabası sanıp üzerinde durmamıştı. Nilgün Karamert, kızını bulmak için çalmadık kapı bırakmadığını anlatıyor:

‘Herhalde biri evlat edinmek için onu kaçırdı, bilemiyorum. Ama hala kayıp kızım. Gitmediğimiz şehir kalmadı. İstanbul’daki bütün yuvaları, okulları tek tek gezdim. Gölcük’e bakmak aklımıza bile gelmemişti ilk zamanlar. Biz onlara yaklaştıkça onlar kaçtı. Cumhurbaşkanına kadar çıktım ama bir sonuç alamadım. Her deprem yıldönümünde sesimi çıkarmaya çalışıyorum sonra unutulup gidiyorum. Onun ölmüş olabileceğine inanmak istemiyorum. Dilendiriliyor mu, kötü yola mı düşürüldü bilmiyorum. Ne olursa olsun ölmesin kızım.’


Neden hayatta kalmaya çalıştığımı hiç bilmiyorum ki
Başlık: 17 Ağustos Anısına .............9 Yıl
Gönderen: L@vinya - Ağustos 17, 2008, 06:29:33 ÖS
54 yaşındaki Beyhan Taftaoğlu, depremde eşi İsmail ve 18 yaşındaki kızı Aylin’i kaybetti. O gece o da üç adım sonrasında enkazın altındaydı. Sallantının 45 saniye sürdüğü söylense de, onlar üç saniyede göçük altında kaldıklarını hatırlıyor. Bütün cümleleri gözlerinden yaşlar boşanarak kuruyor, dudakları titriyor, sesi kırılıyor...


Beyhan Taftaoğlu depremin olduğu gece kızı Aylin ve bir kız arkadaşı ile birlikteydi. Arkadaşı olduğu için geç yatacak olan kızının odasına kola götürürken sallanmaya başladılar. Göçük altında tam üç gün geçirdiler. Kızıyla birlikte yan yanaydı yerin altında. Arkadaşlarını sağ olarak çıkardılar. Onlar kurtarılmayı bekliyordu. Ama her geçen dakika umutları tükeniyordu. Gerisini ondan dinleyelim:

KIZIM ÖLMESİN İSTEDİM

‘Kızım benim kucağımdaydı. Hep konuştuk onunla. Kızımı kurtarmak istiyordum. Kızım ölsün hiç istemedim. Kucağımdayken ben kendimi kaybediyordum. Kolları ve sağ ayağı serbestti ama aşağısını göremiyordum. Göçük kapatmıştı. Ne kendimi ne onu kurtarabiliyordum. Çünkü benim de kolum göçük altındaydı. Tek kolumla ona sarılmıştım. Diğer kolumu çekeyim, çekeyim de kızımı oradan kurtarayım istedim. Ölmesin dedim. Kolumun bütün damarlarını orada koparmışım. Onu kurtarmak isterken... ‘Anneciğim sen ölme ben öleyim’ diyordu bana. Ben ağlayarak, ‘Sen ölme kızım ben öleyim’ diyordum. İkimiz de çaresizdik. Çok konuştuk biz... Ne zaman öldüğünü bilmiyorum. Kolumda cansız bedeni kalmış... Kızımın kolunu boynuma dolamıştı. Kendime geldiğimde kolu boynumdan düşmüştü. Yani... Düşmüştü kolu... Öyle işte oğlum...’

Sonunda bir kolunu kesmek zorunda kaldılar Beyhan Taftaoğlu’nu. Kendine geldiğinde bir kolu ve kızı yoktu. Kızının mezarına beş ay sonra gidebildi. Onun yaşadığı acı bu kadarla da sınırlı değildi. Depremden önce 30 yıllık eşi İsmail’i trafik kazasında kaybetmişti. Bu kez 32 yaşındaki oğlu Ayhan’a depremden üç yıl sonra böbrek yetmezliği teşhisi konuldu. Oğluna böbreğini vereceği hafta Ayhan öldü. Onu da toprağa verdi.

25 yıl Almanya’da kaldıktan sonra Türkiye’ye dönmek istemişlerdi ailecek. Gölcük’ü sevmişler ve orada yaşamaya karar vermişlerdi. Keşke gelmeseydik dediği Gölcük’ten hala ayrılamadığını söylüyor. Çünkü diyor,

‘Anılarım burada. Kızımın evi, oğlumun evi burada artık. Onların arkadaşları geliyor ziyaretime. Gidemem buradan...’

BEN NE BİÇİM ANNEYİM!

Hala hayatta kalma mücadelesi verdiğini ama bunu neden yaptığını bilmediğini anlatıyor. Bağ-Kur’dan aldığı 368 YTL’lik maaşın 250 YTL’sini ev kirasına veriyor. Gölcük’te seveni çok olduğu için devreye girmiş ve belediyenin bir sanat atölyesinde küçük bir stant açmış. Evde yaptıklarını orada satıyor. Bazen 20 bazen 25 YTL kazanıyor. Sonra diyor ki: ‘Ekmek paramı çıkarıyorum işte böyle. Gece yarısı kalkıyorum. Tek kolumla börek yapıyorum, sarma sarıyorum. Günde birkaç saat uyursam uyuyorum işte. Eskiden ben ortaokulda matematik öğretmeniydim biliyor musun oğlum? Ama yapacak kafa kalmadı artık bende. Kimse benim gibi acı çekmesin. Kimsenin ailesi yok olmasın... Allah’ın verdiği canı biz alamıyoruz. İstemiyorum ki yaşamak... Bazen düşünüyorum, ben ne biçim anneyim diye. Bütün çocuklarım, kocam ölmüş. Hala yaşamak için uğraşıyorum. Ben nasıl dayanıyorum diye kendi kendime düşünürüm? Ben ne biçim kadınım, anneyim, insanım diye eleştiririm hep.’


Üçünün de kokusu hala burnumda



Anne Beyhan Taftaoğlu depremde kaybettiği kızı Aylin’in tıp okumak hayalini anlatıyor: ‘Aynı zamanda radyocuydu, tekvando yapıyordu. Öyle bir kız evlat yetiştirdim ki beni hiç üzmedi o. Resimleriyle yaşıyorum artık. Eve girerim her gün, ‘Ben geldim’ derim, sanki onlar varmış gibi hala. Bomboş salonla konuşurum çoğu zaman. Bazen ben evlendim mi, çocuklarım oldu mu diye sorarım. Sanki hiçbir şey yaşamamışım. Depremde bütün ailesi ölenlere hep gıpta ettim. Ne güzel öldüler diye, geride gözyaşı bırakmadılar diye. Onların kokularını çok özledim. Mezarlarına gidiyorum... Üçü de aynı yerde... Hangisiyle konuşacağımı şaşırıyorum bazen. Öyle duruyorlar bana bakıyorlar... Toprak demiyor ki ‘Senin çocukların çok güzel, almayım’ onları. Demiyor ki oğlum...’
Başlık: 17 ağustos anısına .............9 yıl
Gönderen: ceylin - Ağustos 17, 2008, 09:40:53 ÖS
teşekkürler lavinya kardeş gerçekten herşeyi unutuyoruz sanki bidaha başımıza gelmiycekmiş gibi... Allah razı olsun güzel bi paylaşım olmuş emeğinize sağlık...
Başlık: 17 ağustos anısına .............9 yıl
Gönderen: YOLCU - Ağustos 17, 2008, 09:57:46 ÖS
uykum çok hafif olmasına karşın en küçük bir seste uyanmama karşın Rabbim taktiridir belkide korkutmamak adına
uyandırmadı deprem esnasında gözümü açtığımda ne bir korku ne bir panik vardı çünkü ne olduğunu anlamadım gelen
seslere diğer odalara koşarak rahmetli babam ve annem tekbir getirin sesleri üzerine dua etmeye başladım ama deprem
çoktan durmuştu dışarı çıktığımda millet korku ve panik içindeydi tek yaşayan ihtiyar bir komşu korku öylesine belli idiki
geçici olarak geldiği ankaradan tekrar dönmek için sabah olmasını canla başla bekliyordu

hala ne olduğunu anlamaya çalışıyordum bunun için bir radyo bulup rastgele bir frekansa odaklandım spiker korku ve panikle
konuşmaya çalışıyorduki artçı sarsıntıya dayanamadı yayını bırakıp kaçtı tüm istanbul elektriksiz hayalet bir kente dönüşmüştü

3 sokak ilerimizde yaşayan teyzemlere bakmak üzere çıktığım yürüyüşte baya yer dolaştım en son bir işletmede gördüğüm tvde
yıkılan evler ve yanan fabrikayı görünce dedim bu bir kıyamet evet kıyamettir

artık gün aydınlamaya başladıkça artçı sarsıntılarda sürmekte idi ki gün aydınlanınca avılar merkeze gittim gördüğüm manzara dehşet
okadar çok bina yıkılmıştıki sivil savunmada benimde görevim olduğu için avcılarda bir gün görevden sonra çınarcığa gittim

orası daha dehşetti çıkarılan cesetler beni öyle bir hale getirdiki 30 gün boyunca kimse ile konuşmadım neyse bu kadar yeter sanırım Allah yardımcız olsun
Başlık: 17 ağustos anısına .............9 yıl
Gönderen: nur-- - Ağustos 17, 2008, 10:15:45 ÖS
Allah sabır versin.İnş böyle acı bir olayı bir daha yaşamayız :(
Başlık: 17 ağustos anısına .............9 yıl
Gönderen: L@vinya - Ağustos 17, 2008, 10:37:36 ÖS
amin amin herşeyi çok cabuk unutuyoruz.malesefki mustafa bey gibi yaşayanlar hariç tabi ....ölenelre rahmet diliyoruz
Başlık: 17 ağustos anısına .............9 yıl
Gönderen: YOLCU - Ağustos 17, 2008, 10:40:12 ÖS
amin amin herşeyi çok cabuk unutuyoruz.malesefki mustafa bey gibi yaşayanlar hariç tabi ....ölenelre rahmet diliyoruz

bu arada lavinya unuttum teşekkür etmeyi bu güzel konuyu paylaştığın sonsuz teşekkürler unutmayalım unutturmayalım
Başlık: 17 ağustos anısına .............9 yıl
Gönderen: L@vinya - Ağustos 17, 2008, 10:41:10 ÖS
amin amin herşeyi çok cabuk unutuyoruz.malesefki mustafa bey gibi yaşayanlar hariç tabi ....ölenelre rahmet diliyoruz

bu arada lavinya unuttum teşekkür etmeyi bu güzel konuyu paylaştığın sonsuz teşekkürler unutmayalım unutturmayalım

inş ben tşk ederim hepimizn acısı kaybı bu.......
Başlık: 17 ağustos anısına .............9 yıl
Gönderen: mirac - Aralık 22, 2008, 01:30:05 ÖS
Marmara depremini yaşamış birisi olarak bu duyarllığınızdan dolayı teşekkür ediyorum.
deprem anını birebir yaşadım. üç ay boyunca gece 03.00' ü tamamlamadan uyuyamadım. 2-3 seneye yakın başımı yastığa koyduğumda sallanıyormuşum gibi geliyordu. Rabbime şükür bunların hepsi geçti.

deprem nedeniyle tüm hayatımı değiştirdim nerdeyse. işimi bırakıp memleketime geri döndüm.

benim yaşadıklarım kolay şeyler değildi , ama yakınlarını kaybedenlerin yanında hafif kalıyor.
Rabbim bir daha böyle büyük afetlerle bizleri sınamasın. amin...
Başlık: 17 ağustos anısına .............9 yıl
Gönderen: privacy - Aralık 28, 2008, 12:37:33 ÖS
 :'( teşekkürler
Başlık: 17 ağustos anısına .............9 yıl
Gönderen: Bilge - Aralık 28, 2008, 02:47:19 ÖS
Allah sabır versin.İnş böyle acı bir olayı bir daha yaşamayız :(
Seo4Smf 2.0 © SmfMod.Com | Smf Destek